SEÇİM SONUÇLARINI OKUMAK VE HDP AŞKI


 SEÇİM SONUÇLARINI OKUMAK VE HDP AŞKI

7 Haziran 2015 Milletvekili Genel Seçimleri yapıldı ve sonuçlar belli oldu. Bütün seçimlerin sonunda olduğu gibi partilerin tamamı kendilerini bir gerekçe bularak başarılı ilan ettiler.

Bir önceki Genel Seçimle kıyaslandığında en kârlı partiler HDP ve MHP oldu. Ak Parti ciddi bir oy kaybı yaşadı ve tek başına iktidar olma durumunu 13 yıl sonra kaybetti. CHP ise tabiri caizse yerinde saymaya devam ediyor.

HDP bağımsız adaylarla girdiği bir önceki seçime göre yaklaşık yüzde altı buçuk, MHP ise yüzde üç buçuk oranında oylarını artırdı. Basit bir mantık yürütürsek, Ak Parti’nin kaybettiği oyların büyük bir kısmının HDP’ye küçük bir kısmının ise MHP’ye gittiği anlaşılıyor.

Ak Parti özellikle Doğu ve Güneydoğu’da HDP’yle çekişenen güçlü parti olma durumunu neredeyse kaybetti. Bahse konu bölgelerde daha önceki seçimlerde Ak Parti’ye oy veren seçmenlerin büyük bir kısmı bu seçimde oyunu HDP’ye verdi. Bunun dışında büyükşehirlerde de HDP’nin oylarında belirli bir artış olduğu göze çarpıyor.

HDP yönetimi bu oy artışının gerekçesini iyi okudu ve bunların bir kısmının emanet oylar olduğunun farkında olduğunu deklere etti. 

Yani HDP’ninözellikle bölge dışından aldığı oyların kendini “Kürt” diye ifade eden seçmen olmadığı açık bir şekilde görüldü.

Anlaşılan odur ki HDP, Ak Parti tabanının dışında az da olsa; Cemaatten, liberal demokratlardan, solculardan ve daha önce muhtelif partilere oy veren olan az sayıdaki Ermeni, Yahudi, Süryani, Rum ve Arap kökenli vatandaşlardan da oy aldı. HDP’ye giden oyların bir kısmının ise “HDP barajı geçerse Ak Parti tek başına iktidar olamaz” algısıyla verildiğini düşünüyorum.

HDP bu oylara talip olurken sürekli olarak barış, demokrasi ve hoşgörüye vurgu yaptı. Basının bir kısmı HDP’yi barışın teminatı, HDP adayları ve yöneticilerini de adeta barış güvercinleri olarak lanse etti. Bu seçimde de algı operasyonu yapanlar yine kazandı ve toplum mühendisliği çalışmalarını başarıyla yerine getirerek HDP’nin bile beklediğinin üzerinde bir oy almasını sağladılar.

Cumhurbaşkanı'nın propaganda sürecinde meydanlara inmesinin Ak Parti’ye ne kaybettirip ne kazandırdığı da taraflarınca dikkatle analiz edilmesi gereken bir husustur. Ancak şu kadarını söyleyeyim ki, Cumhurbaşkanı bu sürece doğrudan dahil olarak, sıkça dile getirdiği yüzde elli iki oy oranıyla halkın seçtiği bir cumhurbaşkanı olma durumunu tartışılır hale getirmiştir. Ak Parti bu seçimlerde yüzde altmış oy alsaydı muhtemelen bu desteğin arttığını ve oyların başkanlık sistemine ve şahsına verildiğini -ki bana göre doğrudur- düşünecekti. Ancakortaya çıkan bu tablodan da kendi adına birtakım objektif çıkarımlar yapacağını ve cumhurbaşkanlığı sürecindeki tavrını yeniden değerlendireceğini tahmin ediyorum.

Bu sonuçlar bir anlamda halkın başkanlık sistemine sıcak bakmadığını ve parlamenter sistemden yana olduğunu ortaya koydu.

Seçimin bir diğer önemli sonucu ise seçim barajının halkın iradesinin meclise tam olarak yansımasını menfi yönde ne derece etkileyebileceğini ortaya çıkarmasıydı. Şurası bir gerçek ki HDP yüzde onluk seçim barajı sebebiyle en az yüzde beş fazla oy aldı. Baraj yüzde beş olsaydı HDP’nin oylarında bu derece bir artışın olması zordu.

Partiler bu sonuçları kendi içlerinde elbette sorgulayacak, öz eleştirisini yapacak ve seçmenin iradesini en gerçekçi şekilde dikkatle anlamaya çalışacaktır diye temenni ediyorum.

Şimdi burada üzerinde durulması gereken asıl hususun emanet veya tapusuyla mı bilinmez ama her ne şekilde olursa olsun barış, demokrasi ve hoşgörü adına HDP’ye ilk kez oy verenlerin beklentisinin ne olduğunu anlamak olduğunu düşünüyorum.

Sizler…

Terörün biteceğini ve silahların bırakılacağını zannederek, isteklerin demokratik ve legal yollarla ifade edileceğini düşünerek mi?

Kürtlerin gerçekten yıllardır bir baskı altında olduğunu, ötekileştirildiğini ve haklarını almak için bir fırsat verilmesi gerektiğine inanarak mı?

“Ülkenin doğusu ayrılırsa ayrılsın” mantığıyla, “oy verelim ki politik manada da güçlü olsunlar” diye mi?

Yapılan algı operasyonlarının etkisinde kalarak; entelektüel, ilerici, demokrat, barışçıl, hümanist veya aykırı olmak adına mı?

Kişisel ezilmişliklerinizi, toplumda veya mesleğinizde farkındalık yaratamamanızı bir şekilde bu yolla aşmaya çalıştığınız için mi?

Siyasi bir fantezi yapmak için mi?

HDP’nin PKK ile organik bağının devam etmediğine inandığınız için mi?

Silahlı bir terör örgütü ile barış, demokrasi ve hoşgörüyü bir araya getirebilme aklını ve mantığını çözebildiğiniz için mi?

HDP’nin yeniden yapılanarak “Türkiye partisi” olacağına kanaat getirdiğiniz için mi?

Yoksa…

Kürtlerin artık özerk veya tam bağımsız idarelerini kurması gerektiğine inandığınız için mi?

HDP’ye oy verdiniz!...

Açık ve samimi olarak otuz beş yıldır verilen mücadelenin neticesini siyaseten almak için oy verenlere kendi açılarından saygı duymak lazım. Bir anlamda gereğini yapıyorlar.

Ancak ülkenin bölünmesini istemeyip sadece kanın durması, barış, demokrasi, hoşgörü ve insanlık adına HDP’ye oy verenlere birkaç sözüm var.

“Oy verirsek terör biter” diye inandıysanız, bundan sonra atılacak her kurşunun ve akacak her damla kanın müsebbibi olarak HDP’yi sorumlu tutacak mısınız veya böyle bir durumda kendinizi de bir nebze olsun sorumlu hissedecek misiniz?

PKK ile HDP’nin ilişkisinin bittiğine veya biteceğine inanarak oy verdiyseniz, parti yöneticilerinin daha ilk demeçlerinde Öcalan’a teşekkür etmelerini nasıl değerlendirdiniz?

Yeni seçilen bir milletvekilinin koruculara seslenerek “bu ülkeden defolup gideceksiniz” çıkışını nasıl buldunuz?

PKK’nın Doğu ve Güneydoğu’da halkı tehdit ederek sandık güvenliğinin olmadığı bir ortamda oy devşirdiğini demokrasi ile nasıl bağdaştırdınız?

“Barajı aşamazsak asker öldürürüz başçavuş da kapınıza haber vermeye gelir”, veya “barajı aşarsak bizler bulutuz, güneşiz, yağmuruz, barajı aşamazsak benim meskenim dağlardır dağlar” sloganlarını hangi siyasi jargonla demokratik, barışçı ve insancıl buldunuz?

HDP’li belediyelerin adeta “Özerk Kürdistan Parlamentoları” gibi çalışmalarını hangi kanun, yönetmelik ve hukuk ile bağlantılı olarak değerlendiriyorsunuz? Sizce farklı bir idari yapı veya özerklik hedefleri yok mu?

Seçim kutlamalarını “Kürdistan bayrakları” ile yapmalarını bölücülük olarak algılamadınız mı?

Bölücülükten ve binlerce insanın ölümünden sorumlu olarak müebbet hapis cezası almış birisine “Önder” denilerek mi barışın, hoşgörünün ve demokrasinin geleceğine kanaat getirdiniz?

HDP barajı geçti diye artık Güneydoğu’da yüzde seksenlere varan kaçak elektrik kullanılmayacak mı?

Önce “otonom”, sonra “tam bağımsız Kürdistan” hedeflerinin olmadığını mı düşünüyorsunuz?

HDP’ye barış, insanlık, demokrasi ve hoşgörü adına oy verdiyseniz ve şayet yanıldıysanız; bu durumda dolaylı olarak şiddete, kana, bölünmeye oy vermiş olabileceğinizi düşündünüz mü?

Sadece ve sadece farklı, aykırı ve aydın görünmek adına ne yaptığınızın farkında mısınız?

HDP’ye gelince…

Barıştan, demokrasiden ve hoşgörüden yana oldukları ve gerçekten silahların susacağı ve kanın duracağı düşüncesi ile sizlere emaneten oy verdiğini düşündüğünüz bu seçmenlerin beklentilerine göre hareket ederek onları hayal kırıklığına uğratmamalısınız.

Demokratım deyip, en azından “önder ne derse o olur" şeklindeki gayri demokratik bir tutum ile hareket etmemelisiniz.

İnsan hakları deyip, insanları tehdit etmemelisiniz ve temel hak ve hürriyetlerini engellememelisiniz.

Hoşgörü deyip, etnik milliyetçilik yapıp sizden olmayanları dışlamamalısınız.

Türkler ve Kürtlerin küçük farklılıklarını değil, büyük birlikteliklerini konuşmalısınız.

Samimi iseniz silahı reddettiğinizi açık bir şekilde söylemeli, Kandil ve İmralı’nın üzerinizdeki vesayetini artık kaldırmalısınız. Böylesine bir halk desteğini arkanıza almanızı bu vesayeti kaldırmak için önemli bir fırsata çevirebilirsiniz.

Unutmayınız ki, bundan sonra atılacak her kurşunun ve akacak her damla kanın faturası da hesabı da size kesilecektir.

Biliniz ki, ortada silah ve kan olmazsa Türkler ve Kürtlerin kendi aralarında iyi niyetle çözemeyecekleri hiçbir meselesi kalmayacaktır.

Kürtlerin hakkı ve hukuku konusunda siyasi haklardan çok, eksik gördüğünüz kültürel hakları konuşmalısınız. O zaman bölünme istemediğiniz ve gerçekten tek devlet çatısı altında ülkedeki her vatandaş gibi eşit yaşamak istediğiniz konusunda inandırıcı olabilirsiniz.

Velhasıl bu dönem sizin demokrasi, barış ve hoşgörü ile sınavınız olacaktır.

Düşünüyorum da!..

O aydın, entelektüel, ilerici, demokrat geçinenler kim bilir şimdi neler yapıyordur acaba!

Bazıları ellerinde viski bardağı ile yalılarından Boğaz’ı seyrediyor olabilirler!

Çiçek Pasajı’nda, Kordon’da veya Sakarya Caddesi’nde rakı-balık muhabbetinin arasında “bu ülke ancak şöyle kurtulur” diye başlayan cümlelerle ahkâm kesiyor olabilirler!

Belki de bir yerlerde kaçamak yapıyorlardır!

Hasankeyf’de, Van Kalesi’nde veya Hilvan’da “Size buranın tarihini anlatayım mı?” diyen sevimli bir Kürt çocuğunun saçlarını okşayıp fotoğrafını çekerek, Kürtlerin haklarını savunduklarını zannediyor da olabilirler!

Bu işler Etiler’den, Bebek’ten, Caddebostan’dan, Nişantaşı’dan bakıldığı gibi değil maalesef.

Bir sürü sosyal hobisi olan, kendini aydın ve entelektüel sanan tiplerin zannettikleri kadar romantik hiç değil…

Onların bu HDP aşkı biraz platonik bir aşka benziyor sanki.  Anlaşılan vuslat daha yaşanmamış. Olur da beklemediğiniz ve ummadığınız olaylarla yüzleşirseniz; “uzaktan sevmenin aşkların en güzeli olduğunu” anlayacaksınız ama bu arada olan ülkenin birliğine, dirliğine, huzuruna ve zararına olacak diye korkuyorum.

Ne diyelim, inşallah yanılıyorumdur.

Bekleyip göreceğiz!

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
14Ara
30Ağs

DOKUNMAYIN ATA’MA!

07Nis

RÜYAMDA GÖRDÜM

01Oca

ANLAYAMADIM!

22Kas

ŞEHİT ÖĞRETMENLER

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.