VESAYET


Tarihin her devrinde idareleri etkileyen vesayet kurumlarını görmek mümkündür. Vesayet rejimi de denilen bu idarelerde; seçimle gelmiş iktidarlar olmasına rağmen, güç aslında başka odakların elindedir. Bu odaklar; dönem içinde farklılık gösterseler de genellikle ordu veya ordunun bir kesimi, bir etnik-dini grup veya cemaat, bir aile ya da küçük toplumsal kuruluşlar olabilirler. Vesayet rejimlerinde idareyi etkisi altına alanlar, bu işin ülke menfaatine olduğunu söyler ve çıkarlarına aykırı hiçbir uygulamaya izin vermezler. Aksi durumda, kendilerine bağlı mekanizmaları harekete geçirerek müdahalede bulunurlar. Ortaya çıkan olumsuz sonuçların sorumluğunu da üstlenmezler. Vesayet odakları bir anlamda icra makamlarını “sorumsuz olarak” yönlendirirler de denilebilir.

Osmanlı döneminde de etkileri belli zamanlarda değişmekle birlikte vesayet odakları vardı.

Vesayet makamları veya kurumları, özellikle taht değişikliklerinde istedikleri şehzadeyi sultan yapabiliyorlardı.Bu unsurların etkisi ve yetkileri kısıtlanmaya çalışılsa da, özellikle taht kavgalarında verilen tavizler ,tahta geçen sultanları vesayet altına sokardı.

Küçük yaşta şehzadelerin tahta geçmesi ile birlikte, valide sultanların vesayeti görülür. Hatta bunlardan önce padişahların bazılarının büyük bir aşkla bağlı oldukları hasekilerinin etkileri de göz ardı edilemez.

Hürrem Sultan’ın Kanuni Sultan Süleyman, Nurbanu Sultan’ın II. Selim, Safiye Sultan’ın ise III. Murad üzerindeki etkisi vesayetle tanımlanabilecek derecede yüksektir. Mahpeyker Kösem Sultan,Turhan Sultan ve daha nice padişah analarının vesayetçi yaklaşımlarına tarihin sayfalarında rastlamak mümkündür.

Yeniçeriler, Osmanlı Devleti’ndeki en önemli vesayet kurumuydu. Başlangıçtan itibaren varlığını hissettiren bu kurumun etkisi 17. yüzyılın başlarından itibaren yadsınamayacak bir dereceye yükselmişti. Padişah olacakların ocağın desteğini almadan tahta oturması söz konusu bile değildi. II. (Genç) Osman’ın yeniçeriler tarafından hunharca öldürülmesi, yeniçerilerin vesayetçi gücünü gösteren en tipik örneklerden biridir.

Bunların arasına zaman zaman vezir-i azamlar ve şeyhülislamlar girmişse de onlar da bir anlamda yeniçerilerin vesayeti altında kalmışlardı.

Cumhuriyet dönemine gelindiğinde bu durumun değişik bir formda devam ettiği görülür. Mustafa Kemal Atatürk bile zaman zaman belli grupların vesayeti altına alınmaya çalışılmış ancak ölümünden önceki son birkaç yıla kadar idareyi kontrolünde tutmayı başarabilmiştir.

Atatürk’ten sonraki dönemde askeri vesayetin ağırlığının hissedildiği dönemdir. Bu vesayetçi anlayışın devlet hayatına iyice yerleşmiş olmasından dolayı çok partili hayata geçişte sıkıntılar yaşanmıştır. Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi, vesayetçilerin onların yöneticilerini idam etmesine kadar gidecek bir gayri demokratik yolu Türk siyasi hayatına sokmuştur.

1960 ihtilalinden sonra da Türkiye’de askeri vesayet hep konuşuldu ve ağırlığı her zaman hissedildi. Siyasi iktidarlar askerin tepkisini çekecek icraatlar yapmaktan çekindiler. Birçok anayasal kurumda askerlerin etkisinin hissedildiği teşkilatlanmalar yapıldı.

2002’den sonraki süreçte askeri vesayet yavaş yavaş kırılmaya başlandı ve idaredeki etkisi neredeyse ortadan kalktı. Ordunun vesayetini kırmak için yapılan birtakım uygulamalar maalesef askeri vesayetten daha katı bir vesayetle ülkeyi karşı karşıya bıraktı.

Dini söyleme dayalı cemaatler oldukça etkili oldu ve bunlardan bir tanesi iyice ön plana çıkarak idareyi vesayeti altına aldı. Öyle ki, bu cemaatin yapılanmasından ve idaredeki etkinliğinden iyice bunalan hükümet bunları “paralel devlet” olarak tanımlamak zorunda kaldı.

Hükümetin bahse konu cemaatle kararlı mücadelesi, bu vesayetin en azından şimdilik kırıldığını gösteriyor.

İktidarlar artık hiçbir vesayet altında kalmadan ülkeyi yönetir derken, aslında çok daha önceden yapılanmış büyük bir vesayetçi anlayışın hâkim olduğunun farkına varıldı.

Türk siyasi tarihinde birçok partiye nasip olmayacak bir süre tek başına iktidar olmayı başaran Ak Parti de maalesef bu vesayetçi anlayışın bizatihi en keskin uygulamalarını yaptı.

Bu uygulamaların aslında Türk siyasi hayatının geçmişten gelen kötü tecrübelerinin vazgeçilmez bir sonucu olduğu da söylenebilir.

İktidar partisinde durum böyle iken muhalefet partilerinde de farklı uygulamalara rastlandığını söylemek zordur. Bugün Türk siyasi hayatında var olan hiçbir siyasi partide, parti içi demokrasiden söz etmek mümkün değildir.

Lider sultasının dışında, her parti içinde adeta kemikleşmiş grupların etkisi devam etmektedir.

Demokrasinin iyice sindirilemediği ve kurumsallaşmış idari uygulamalar yapılmadığı müddetçe, vesayetçi rejimlerin devam etmesi kaçınılmazdır.

Bir okul müdürü kendisini atayan Vali ve İl Milli Eğitim Müdürü’nün dışında il milletvekillerinin ve etkili sendikanın;Milli Eğitim Müdürü milletvekilinin, müsteşarın veya kendisine tavassutta bulunan sendika veya bazı grupların; üniversite rektörleri YÖK’ün, siyasi iradenin veya kendisine tavassutta bulunanların;genel yayın yönetmenleri gazete patronlarının;milletvekilleri kendisini aday yapan Genel Başkan’ın veya partideki etkin grupların vesayeti altındadır.

Bu alanlardaki uygulamalar bir anlamda vesayetten ziyade vefa, velayet, hamiyet ve himayet kavramları ile de açıklanabilir ve mazur görülebilir. Ancak seçimle işbaşına gelmiş siyasi iradelerin vesayetçi bir anlayışla yönlendirilmesi, demokrasinin ilkeleri veya özü ile açıklanamaz.

Ülkemizde siyasi alanda vesayetçi bir anlayışın olmadığını söylemek dün olduğu gib ibugün için de zordur. Ancak son zamanlarda bu vesayetçi anlayışın neredeyse bir kişinin elinde toplanması, ülkenin birçok önemli sorunun çözülmesinde yetki ve sorumluluk karmaşasının yaşanmasına sebep olmaktadır.

Bahse konu vesayet odağının tavassutu ile idarede bulunanlar ise bu güç odağının kontrolü ve etkisinden çıkamamaktadırlar.

Vesayetçi güç doğrudan kendi kontrolünde olan partinin tek başına iktidar olmasını hatta bu partinin anayasal değişiklik yapabilecek milletvekili sayısına ulaşmasını arzulamaktadır. Bu suretle bir rejim değişikliği ile idarenin doğrudan kendisinde toplanmasının meşru yolunu açmak istemektedir. Onun içindir ki cumhurbaşkanı Erdoğan halk tarafından seçilmesinin verdiği güç ile de; ''Artık ülkede sembolik değil, fiili gücü olan bir cumhurbaşkanı var. Cumhurbaşkanı elbette yetkiler çerçevesinde, ama doğrudan millete karşı sorumlu olarak görevini yürütmek durumundadır, ister kabul edilsin ister edilmesin. Türkiye'nin yönetim sistemi bu anlamda değişmiştir. Şimdi yapılması gereken, bu fiili durumun Anayasal olarak kesinleştirilmesidir" diye fikir beyan ediyor.

7 Haziran 2015 seçimlerinde meydanlara inip halktan başkanlık rejimine geçiş için dört yüz milletvekili isteyen Erdoğan, sonuçlara bakıldığında cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk turda aldığı yüzde elli ikilik oy oranını –hiç de gereği yokken- tartışılır hale getirmiştir. Halk o günkü şartlar ve anayasal yetkiler çerçevesinde Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına evet demiştir. Başkanlık söylemi ile çıkılan seçimde ise bu durumu benimsememiş hatta Ak Parti’nin on üç yıllık tek başına iktidarını bile elinden almıştır.

Haklı bulursunuz veya bulmazsınız ama anayasal karşılığı olmayan bu vesayetçi rejim veya anlayış devam ettiği sürece, farklı siyasi anlayışlarca temsil edilen geniş tabanlı güçlü koalisyonlar veya hükümetler şimdilik sadece hayaldir.

Türkiye’nin bugünkü siyasi durumunun özeti budur.

“Ne yapılması gerekiyor?” derseniz.

Belirsizlik, kaos ve çözümsüzlükten kurtulmak için iki yol vardır.

Ya vesayetçi gücün kontrolündeki partiye rejim değişikliği için gerekli anayasal düzenlemeyi yapabilecek gücü ve yetkiyi verip “fiili durumu meşrulaştıracak ”başkanlık sisteminin yolunu açacaksınız ya da buna razı olmadığınızı net bir şekilde gösterecek bir irade ortaya koyacaksınız.

Orta yol ise yine kaostur.

Karar sizin!..

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
14Ara
30Ağs

DOKUNMAYIN ATA’MA!

07Nis

RÜYAMDA GÖRDÜM

01Oca

ANLAYAMADIM!

22Kas

ŞEHİT ÖĞRETMENLER

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.