ZEMHERİ FIRAT’A ŞAH DEDİ


21 Şubat’ta havaya Cemre düşermiş. Zemheri de derler bu güne… Baharın gelişinin tabiatın canlanışının ilk habercisidir. Zemheri tam da havaya düşerken bir feryat yükseldi Fırat’tan... Sevgili meslektaşım Nuri Orhan hocamız kalp krizi geçirmiş tabiatın canlanmaya başlayacağı zemheriden bir gün önce toprağın koynuna gitmişti. Erkendi, zamansızdı, acıydı, şok ediciydi. Her zaman yapmasına alışkın olduğumuz şaka gibiydi ölümü de. Zemheri erken gelmişti sanki. Naaşını kabre koyarken, öyle şiddetli bir yağmur yağıyordu ki, herkesin aklından aynı şey geçiyordu.... Gökyüzü de ağlıyordu bu ölüme…

Zemheri, Fırat ve hüzün…

Nur içinde yat kardeşim… Mekânın Cennet olsun…

 20 Şubat’ta bir acıyla daha dağlandı yüreğimiz. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğrencisi Fırat Yılmaz Çakıroğlu bıçaklanarak şehit edilmişti. Sahi kim şehit etmişti Fırat’ı? Karşıt görüşlü öğrenciler diyorlardı!!! Fırat’ın ölümü bağıra bağıra gelmiş… Kırk beş dakika ambulans beklenmiş, kan kaybından ölmüştü. Dağ gibi, aslan gibi, Yusuf yüzlü Fırat, kahpece şehit edilmişti. Anasının bakmaya kıyamadığı yiğidi, umudu, aslanı 21 Şubat’ta tam da zemheri günü toprağın koynuna giriyordu.

Yine zemheri, yine Fırat, yine hüzün…

Nur içinde yat Fırat’ım… Mekânın Cennet olsun…

21 Şubat’ta bir acı haber daha geldi. Uzun yıllar Üniversitemize hizmet etmiş, Elazığ eğitim camiasının yakından tanıdığı Dursun Çitçi hocamız kalp krizi geçirerek vefat etmişti. Dursun hoca emekli olmuş, farklı bir üniversiteye, Sinop Üniversitesine giderek profesör unvanı almıştı. Bir hafta önce de Dekan olarak atanmış. Bu arada torunu olmuş. O’nu görmeye İstanbul’a gidiyormuş. Sinop’ta otobüse binmeden önce Nuri hocanın ölüm haberini almış ve pek müteessir olmuş. Kendisini yolcu etmeye giden bir meslektaşımızın ifadesine göre bir köşeye çekilip dakikalarca gözyaşı dökmüş. Kalbi İstanbul’da otobüs terminaline kadar ancak dayanabilmiş hocamızın. Yeni doğan torununu göremeden, profesörlük kadrosunun bilimsel hazzını tadamadan, dekanlık makamının gururunu yaşayamadan ayrıldı gitti aramızdan.

Yine zemheri, yine Fırat, yine hüzün…

Nur içinde yat Dursun Baba… Mekânın Cennet olsun…

Bu acı girdabının içinde boğuşup dururken bir Fırat haberi ile daha irkildik. 21 Şubat’ta yani zemheri gecesi Silahlı kuvvetlerimiz Şah-Fırat adı verilen bir operasyonla Suriye’ye girmiş, sınırdan 30 kilometre içeride Fırat’ın doğusundaki Karakozak köyündeki Süleyman Şah Türbesi’ndeki naaşları ve kutsal emanetleri Türkiye’ye getirmişti. Yine Fırat’ın doğusunda IŞİD ve PYD güçlerinin tam arasındaki Suriye Eşmesi denilen köyde yapılacak bir türbe ile naaşlar oraya taşınacakmış. Süleyman Şah Türbesi’nin eski yeri Türkiye’nin kendi sınırları dışında ekslav statüsündeki tek toprak parçası idi. Yani orası da vatan toprağıydı. Gerekçe, Suriye’nin içinde bulunduğu karışıklık nedeniyle orada görev yapan kırk askerimiz ve türbenin zarar görmesinden duyulan endişe olarak ifade edildi. Keşke gerekçe bu olmasaydı. Biz millet olarak tarihimizde çok toprak kazandık, çok da kaybettik. Kazanırken de kaybederken de kanımızı ve canımızı verdik. Kaybedilen topraklar için ecdadımızdan hesap sormayı aklımızdan bile geçirmedik. Çünkü savaşarak kaybetmişlerdi. Süleyman Şah Türbesi’nin yeri daha önce de Suriye’deki baraj yapımları sebebiyle kabul edilebilir gerekçelerle değişmişti. Askeri ve siyasi sebeplerle, toprağınızı üzerindeki müştemilatı yıkarak terk etmenizin devletlerarası münasebetlerde adını varın siz koyun. Bu yapılmamalıydı. İki tane çete ve bir tane kendi derdine düşmüş devlet, Türkiye ile Süleyman Şah Türbesi için savaşmayı göze alıyorsa, hiçbir sorun yoktu kendileri bilirdi. Türkiye, türbe üzerinde tehdit unsuru olabilecek bütün güçlere; “burası benim vatan toprağımdır, türbeye ve burayı bekleyen askerime bir zeval gelirse bunu savaş sebebi sayarım” deseydi, Türkiye ile bir cephe açmayı göze alarak türbeye saldırı yapılacağını şahsen zannetmiyordum. Süleyman Şah Saygı Karakolu asker bakımından takviye edilmeli; teçhizat, silah ve mühimmat bakımından tahkim edilip yerinde kalmalıydı. Bu hangi stratejik derinlikle yapıldı anlamak çok zor. Keşke olmasaydı demekten başka bir şey söylemek istemiyorum şimdilik…

Yine Zemheri, yine Fırat, yine hüzün…

Nur içinde yat Astsubay Başçavuş Halit Avcı… Mekânın Cennet olsun…

Ez cümle; zemheri, Fırat’a Şah dedi… Fırat, Mat oldu!

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
14Ara
30Ağs

DOKUNMAYIN ATA’MA!

07Nis

RÜYAMDA GÖRDÜM

01Oca

ANLAYAMADIM!

22Kas

ŞEHİT ÖĞRETMENLER

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.