BU YAZIYI BEĞENEN AZ OLUR


 Denilebilir ki az beğenilecekse niye yazıyorsun? Madem az beğenilecek, o zaman bu yazıyı yazmanın manası ne? Daha buna benzer birçok soru sorulabilir. Ama bu yazı, anlamsız konuları işlediğinden değil, serdettiği görüşleri kendi görüşüne uygun görmediği veya bir kısmını uygun görmediği için hepsine çizgi çeken dar görüşlülerce beğenilmez. Ama insaf ehli, akıl ve iz’an sahibi insanlar ise, katılmadığı noktaları bir kenara koyup bana hak verdikleri noktalar çok olur kanaatindeyim.

            Her peygamberin bir ümmeti var. Peygamberimize inananlar da tek bir ümmettir ve özelliği de “ümmeten vasata” yani her türlü aşırılıktan uzak ümmet olmasıdır. Yüce Kitabımız bunu sarahaten belirtmiştir.
            Allah bize, birliğimizi muhafaza etmemizi, birlikte kuvvetin olduğunu, ayrılmamamızı, ayrılıkta felaketin olduğunu bildiriyor. Tarihte tüm ümmetin bir bayrak altında toplandığı dönemler olmuştur. Osmanlı Devleti bunun en güzel örneğidir. Lakin Fransız ihtilalıyla başlayan ulus devlet hastalığı 20. yüzyılda kendine yer bulmuştur. Maalesef Müslümanlar da bu hastalığa kapılarak emperyalistlerin İslam coğrafyasını bölme planını kolaylaştırmışlardır. Hatta bazı aşiret liderleri ve yöneticiler bir devletçiğe sahip olmak için İslam ve Müslümanların baş düşmanı İngiliz ve Fransızlarla işbirliği ihanetinde bulunup Osmanlıya saldırmış, kardeşkanı akıtmıştır. Nihayetinde emperyalistler İslam coğrafyasını irili ufaklı onlarca devletçiğe bölmüş ve başına koyduğu kukla yöneticilerle istediği gibi evirip çeviriyor.
            İslam coğrafyasının acı hali bu. Olanla ölene de çare yok. Bu kadar parçalara bölünen ülkeleri bir bayrak altında toplamak da şu an itibariyle mümkün görünmüyor. Çünkü halkına her türlü zulmü reva gören kukla yöneticiler buna razı olmuyor. Durum böyle olunca, zaten tarafımızdan belirlenmeyen sınırları anlamsızlaştıracak birlik ve beraberlikler oluşturmamız gerekir.
            Buna ham hayal diyen olabilir ama unutmasın ki AB birliği için ilk adımlar atılırken de ham hayal denmişti. Onlar da imkânsız görmüşlerdi. Çünkü Birinci ve İkinci dünya savaşlarının Avrupa’da oluşturduğu tahribatın ve zihni bölünmenin birkaç yüzyıl devam edeceğini düşünülüyorlardı. Fakat Papa, kömür-çelik rekabetinde zarar gören altı ülkeyi AET adı altında 1951’de, yani İkinci Dünya Savaşı’ndan sadece beş sene sonra bir araya getirdi. Oysa bunlar, bu iki savaşta birbirleriyle savaşmış ve birbirinin ülkelerini işgal etmiş, şehirleri harabeye çevirmiş düşman ülkelerdi. Bugün ise bu ortaklık, 28 ülkenin üye olduğu AB’ne dönüşmüş. Bu 28 ülke sınırları anlamsızlaşmış ve tek ülke haline gelmiştir.
            Yıllarca birbirini boğazlayan Avrupa bunu başarmışsa, Müslümanlar niye başarmasın ki? Biz de birlik oluşturup sınırları anlamsız hale getirebiliriz. Bu olamaz diyen varsa, önce zihninde birlik kurmalı. Çünkü sınırlarla, dikenli teller ve mayınlarla bölünmüş bir zihinden birlik çıkmaz. Bunlar dediğimi asla anlayamaz, hatta beni vatan haini bile görebilirler. Fakat fikir adamları, kanaat önderleri ve halk isterse bu olur ve uşak liderler de çıkıntı yapamaz.
            Bu nasıl olur, kolay mı?
Elbette kolay değil. Ama İslam kardeşlik hukuku ve tarihten gelen beraber yaşama bilincimizle bunu başarabiliriz. Bu nedenle ister ırk, ister mezhep fark etmez, hangi ad altında olursa olsun bilerek ümmeti parçalamak, mevcut ülkeleri tekrar bölmek isteyen kim olursa olsun ihanet içindedir. Yine beraber yaşadığı ırk, mezhep veya gruplara, ister bunlara haklarını verirsek bölünürüz paranoyası, ister diğer ırkları yok sayıp tek ırk oluşturma gibi bir saçmalığı, ister tek mezhep oluşturma bağnazlığı ve isterse iktidarını kaybetmeme bencilliği gibi her ne adı altında olursa olsun Allah’ın bahşettiği din, dil, özgürlük, eşit vatandaşlık gibi hakları vermeyen de kim olursa olsun ihanet içindedir. Bunlar, emperyalistlerin biz Müslüman ülkelere birlik oluşturmamamız için dayattıkları hile ve tuzaklardır. Bu oyuna gelmemeliyiz. Adamlar sanki kör gözüne parmağım diyor ama hala uyanamıyoruz.
        Kendileri alabildiğine birleşip büyüyor ve güçleniyorlar. Bizi ise, ırklara, mezheplere, kabilelere bölmek için aramızdaki sun’i ihtilafları alabildiğine körüklüyorlar. İşte Irak, işte Suriye, İşte Libya bölünmenin eşiğinde. Diğer ülkeleri de bölme planlarını yürürlüğe koydular.
            Biz de aklımızı başımıza alıp emperyalistlere şunu diyebilmeliyiz: Sizin payınıza hep birlik, bizimkine ise hep bölünme mi düşüyor? Tasınızı tarağınızı toplayıp bu bölgeden defolup gidin dememiz gerekir.
Bunu diyemezsek, İsrail Filistinlileri, Çin Doğu Türkistanlıları, Rusya Çeçenistanlıları, Amerika Afgan, Irak ve Suriyelileri daha çok öldürecek demektir. Yine IŞİD, PKK ve El-KAİDE gibi daha nice terör örgütlerinin kanlı infazlarıyla karşı karşıya kalacağız demektir ve yine Beşşar gibi, Sisi gibi, El-Maliki gibi, Suud Kralı gibi zalim kuklaların kurşun ve bombalarıyla can vereceğiz demektir.

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
17Eyl
21Tem

Hemen Anlaşılmalıydı

06Tem

Gidiş nereye?

30Haz

Sonuçların Değerlendirilmesi

23Haz
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.