FETİH VE EMPERYALİZM


            Ortadoğu’da olup bitenler bize fetihle emperyalizmin farkını bir kez daha ortaya koydu.

            Fetih; kelime olarak açmak anlamına gelir, yani bir yeri adalete, barış ve huzura açmak demektir. Kısacası Müslüman bir devletin, bazı zorunlu nedenlerden ötürü sulh yoluyla, olmadığında savaşarak bir yeri kendi topraklarıyla eşit haklara sahip olarak birleştirmesidir. Artık buradaki insanların hayatı, dilleri, dinleri ve inançları güvencededir. Oranın huzuru ülkenin huzuruyla eş değerdedir. Kaynakları asla sömürülmez. Hatta kaynakları yeterli değilse takviye edilerek bayındır hale getirilir.

Osmanlı Devleti, fetih ruhunun en güzel örneğidir. Dünyanın tek süperi olarak, bilinen dünyanın üçte birine beş yüz sene hükmetti. Bu ruh sayesinde, koca coğrafyada her millet ve dine, mezhebe sahip insanlar barış ve huzur içinde yaşadılar. Bugün gerek Balkanlar’da, gerek Orta ve Kuzey Afrika’da ve gerekse de Ortadoğu’da yaşanan çatışma ve savaşların binde biri bile yaşanmadı. Çünkü Osmanlı sömürmedi ve herkesin hakkını fazlasıyla korudu. Bağlı olduğu İslam Dini’nin ilkeleri bunu gerektiriyordu. Eğer öyle olmasaydı, hâkim olduğu coğrafyada bugün Osmanlıcadan başka bir dil ve İslamdan başka bir din kalabilir miydi?

Emperyalizm ise; işgalcidir, sömürücüdür. Sömürü onun vazgeçilmez unsurudur. Halkının refahı için, başka ülkeleri işgal etme, insanlarını katliamdan geçirerek kaynaklarını sömürme esas hedefidir. Ülkesinin refahı için işgal ettiği ülke insanlarının topyekûn katledilmesi gerekirse gözünü kırpmadan yapar. Ülkesinin çıkarını o ülkelerin kaosunda, iç çatışmasında görüyorsa, bir an tereddüt etmeden bu ortamı hazırlar. Çünkü kendi çıkarları için işgal etmiştir. Kısacası kendi refahını başkalarının mağduriyetinde görmüştür. Batı hep bunu yaptı ve yapıyor. Afrika ve Ortadoğu’yu hala sömürüyor. Başını kaldıran liderleri yok ediyor. Direnen halkı da uşakları eliyle katlediyor. Darbeci Sisi’nin yaptığı bundan başka bir şey mi? Emperyalistlerin tarihi bu kirli örneklerle doludur.

Ortadoğu’nun, Birinci Cihan Harbi’nden beri yaşadığı savaş, katliam, kargaşa, mezhep kavgasının esas sebebi bu emperyalistlerdir. Amerika’nın Irak’a geldiği gibi onlar da bölgenin zenginliklerini sömürmek için geldiler. Daha kolay yutmak için Sykes-Picot (1916) antlaşmasını imzaladılar. Sınırları cetvelle çizdiler. Her iki komşu ülke arasına bir veya birkaç anlaşmazlık noktası bıraktılar. Bu ihanet planlarıyla Ortadoğu’yu kanayan bir yaraya çevirdiler.

Amerika’nın Irak işgali bu kargaşa ve kavgaya doping etkisi yaptı. Saddam zorbasından kurtarıp size demokrasi getiriyorum derken ülkeyi iç savaşa itti. Irak’ta hiçbir kişi veya grup kendisini güvende hissetmiyor ve geleceğe ümitle bakamıyor. Öyle ki, dün Saddam’a lanet okuyanlar, bugün bu zalimi arar hale geldiler. Diğer birçok terör örgütü gibi İŞİD de Amerika ve Batı menşelidir. Onların hazırlayıp Suriye ve Irak’a saldıkları bir suç şebekesidir.

Amerika, emperyalistliğin dik alasını yapıyor. Irak’tan çekilirken Irak’ı İran yetiştirmesi Nuri El- Maliki’ye teslim etti. Maliki’nin Şii bağnazlığı Irak’ı iç savaşa götüreceğini biz biliyorduk da, CİA gibi bir istihbarata sahip ABD bilmiyor muydu? İran’ın Şiilik adı altında bölgede hâkimiyet peşinde olduğunu ve Suriye’de Beşşar’a asker ve silah gönderip katliamına bizzat ortak olduğunu bilmiyor muydu? İran’ın, Irak’ta Maliki üzerinden hâkimiyet kurarak Körfez ülkelerini tehdit edeceğini bilmeyecek kadar akıl tutulmasını mı yaşıyor? Hepsini biliyordu hem de çok iyi biliyordu. Belki de bunların olması için İran’la gizli bir anlaşma yaptı. Sonuç bu oldu, İŞİD de bu planın promosyonudur.

Amerika ve Batı önce Frankestein (Frankeştain) gibi canavar üretiyor, sonra da gelin yok edelim diyor. Bunu yaparken de filin zücaciye dükkânına girdiği gibi hem ülkeyi ve hem de insanlarını kırıp geçiriyor. Çünkü bu ülke kendi ülkesi, insanları da kendi insanları değil. Onların derdi bölgenin petrolüdür. Petrol için her yol mubahtır.

Öyle olmasaydı halkın bedel ödemesiyle Mısır’a gelen demokrasiyi darbeye, seçimle gelen Mursi’yi de cuntacı Sisi’ye feda eder miydi? Öyle olmasaydı Beşşar’ın katliamına seyirci kalır mıydı? Öyle olmasaydı altın tepsi içinde iktidarı El-Maliki’ye sunar mıydı?

Tüm bunlardan sonra sen ve yandaşların palavralarına hala inanmamızı mı bekliyorsun ey Amerika?

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
15Ekm
09Ekm
01Ekm
25Eyl
17Eyl
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.