Gördüklerim - Düşündüklerim (4)


Geçen yazımda da belirttiğim gibi, bu yazımda hacılarla ilgili güzellikler ve eksikliklere işaret edeceğim.
Mekke, nüfusunun birkaç katı insana ev sahipliği yapıyor, hem de dünyanın her coğrafyasından, her kültürden, her yaştan ve her eğitim seviyesinden insanlara, Rahman'ın misafirlerine kucak açıyor. Bu insanlar, iki ayı aşkın bir zaman Mekke'de kalıyor olmasına rağmen, ne bir tartışmaya, ne bir kavgaya, ne ahlaka aykırı bir duruma, ne de nahoş bir harekete şahit olabilirsiniz. Herkes huzur ve güven içinde, Allah'ın rızasını kazanmayla meşgul.
Yönetimin aldığı tedbirleri göz ardı etmiyorum. Ancak belirteceğim şu iki husus olmasaydı, yönetimin, bu bölgede huzur ve güveni temin etmesi çok ama çok zor olurdu, belki de olamazdı. İşte o iki husus:
1- Allah, bu yeri yarattığı günden beri mukaddes ve emin bir belde kılmıştır. Emin beldede kavga ve niza olmaz.
2- Allah, bu beldede kavgayı, tartışmayı, nizayi, kötü konuşmayı yasakladığı için gelen Müslümanlar da bu yasaklara uyuyorlar.
Bu iki sebepten dolayı, gerek Mekke ve gerekse Medine huzur adası olmuş. Hem gelen Müslümanlar ve hem de mukim olanlar bu huzur ve güveni doya doya yaşıyorlar. 
Allah'ın emir ve yasaklarını bilen ve bunu yaşayan bu insanlar, birbirine karşı son derece saygılı ve yardımda yarışıyorlar. Hayır ve hasenat burada bir başka oluyor. Hemen hemen herkes infakta bulunuyor. Yaşlıya, güçsüze, engelliye yardıma koşuyor, dilini bilmemesine rağmen. Çünkü Irkının ve dilinin önemi yok, zira o bir insan ve bir Müslüman.. Yiyeceğini paylaşıyor. Yanındaki insanın seccadesi yoksa, hemen seccadesini yan çevirip, çıplak yere başını koymasına gönlü razı olmuyor. Mesela tekerlekli sandalyede birini taşıyor ve bir yokuşu çıkıyor veya bir engeli aşacaksanız, hiç tanımadığınız, hatta hangi ülkeden olduğunu dahi bilmediğiniz insanlar gelip arabaya el atıyor, biraz da ben arabayı sürüp sevap kazanayım deyip sizden izin istiyor.
En yoğun yer olan tavafta da saygı ve nezaket devam ediyor. Hani siyah kardeşlerimizin dirseklerini yana açıp, hacıları yarıp gittiği şeklindeki şehir efsanesine hiç şahit olmadım. Arkadaşlara sordum, onlar da şahit olmamışlar. Demek ki, insanlar daha şuurlu olmuş. İslamın inceliğini, haccını önemini anlamışlar. İnsanlara zahmet vermenin günah olduğunu biliyorlar. Mesela zenci kardeşlerimiz -ki ben onlara Bilal Efendimizin torunları diyorum-, nezaketle tavaf ediyorlar. Şahit olduğum çok örnekler var ama size sadece birinden bahsedeyim. Yaşları 20-30 arası bir grup, elleri hazır olda gibi yanlarına salıvermiş ve öylece tavaf ediyorlardı. Ne bir kimseyi ittiler ve ne de bir grubu yardılar.
Gelen insanlar, ister yalnız başına, isterse grup halinde tavaf etsinler, insanlara karşı son derece saygılı ve kibar davranıyorlardı. Tavaftan çıkmak için önünden geçmek isteyenlere, durup yol veriyor, bir başkasına zahmet vermenin günahını biliyorlar ve bu nedenle dikkatlice hareket ediyorlardı. Ancak bir hoca veya rehberin başkanlığında tavaf eden gruplar, grubun bölünüp, fertlerin kaybolmaması için, aralarından geçmeye izin vermiyorlar ki bu da normaldir ve kimse de aralarından geçmek için zorlamıyordu. Çünkü özellikle yaşlı ve kadınlar kaybolabiliyor.
Dünyanın dört bir yanından milyonların bir araya geldiği bir yerde, buradaki huzuru, buradaki nezaket ve olgunluğu, diyergâmlığı, fedakârlığı göremezsiniz. İşte bu, İslamın eseridir. Keşke bu güzellik, tüm Müslüman ülkelerde ve tüm fertleri arasında yaşanmış olsa. Maalesef birçok bölgede, Müslümanlar birbirlerini boğazlamakla meşgul.
Gelecek yazımda konuya devam etmek ümidiyle... 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
09Ekm
01Ekm
25Eyl
17Eyl
21Tem

Hemen Anlaşılmalıydı

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.