Gördüklerim - Düşündüklerim (5)


Geçen yazımızda, hacıların tavafta gösterdiği nezaket ve saygıdan bahsetmiştim. Eminim ki bana, birbirini ezip Haceru'l-Esved'i öpenleri hiç görmedin mi, diyenler olmuştur.
Doğrudur, Haceru'l-Esved'e el sürmek ve öpmek için insanlar birbirlerini çiğneyebiliyor, hatta kaburga kemikleri kırılan insanlar bile var. Ben şahsen, izdiham nedeniyle Haceru'l-Esved'i öpmeye hiç yeltenmedim. Çünkü hem kendime ve hem de diğer insanlara zarar vererek günah kazanmış olurdum. Çevremdekileri de uzaktan selamlamaları için uyardım. Nitekim Hz. Peygamber, Vedâ Haccı'nın tavafında, Haceru'l-Esved'i elindeki değnekle işaret ederek istilâm ettiği (selamladığı) gibi (Buhârî, “Ĥac”, 58; Müslim, “Ĥac”, 254) Hz. Ömer’i de insanlara eziyetten sakınarak uzaktan istilâm konusunda uyarmıştır (Müsned, I, 28). Zaten Diyanet İşleri Başkanlığı da hacılar için hazırladığı kitapçıklarda bu uyarıyı yapıyor.
Demek ki, yoğun kalabalığa rağmen, insanları itip kakarak  Haceru'l-Esved'i öpen, Mültezem'e (Haceru'l-Esved ile Kabe kapısı arasında kalan kısım) yapışan ve Makam-ı İbrahim'de tavaf namazı kılanlar, her şeyden önce Rasulullah (S.A.V.)'ın emrine aykırı hareket ederek çevresindekilere zarar verdiği için sevap değil, günah kazanıyorlar ama farkında değiller. Aksine bol sevap kazandıkları inancındalar.
Oysa en uygun olanı, izdiham zamanlarında Haceru'l-Esved, Mültezem ve Makam-ı İbrahim'in etrafını bariyerle kapatıp insanların zarar görmesini engellemektir ama yapılmıyor. Maalesef buralarda ezilip hayatını kaybedenler bile oluyor.
Hacıların, Haceru'l-Esved'i öpmek ve Makam-ı İbrahim'de namaz kılmak için insanlara zarar vermesinin günahı da hocalarımıza aittir. Çünkü insanlara, gerek kitaplarda ve gerekse sözlü olarak tavafı öğretirken, "ihramlı isen, ilk üç şavtta remel (heybetli yürüyüş) yapacaksın, Haceru'l-Esved'i öpeceksin, Mültezem'e yapışıp yakaracaksın, Makam-ı İbrahim'de iki rekat tavaf namazı kılacaksın" diyerek şartlandırmışlar. O insanlar da, bunları yapmayınca tavafın eksik kalacağı hissine kapılıp, ezme ve ezilmeye aldırmadan bunları yapıyorlar. Oysa konuşmalarına şu uyarıyı eklemelilerdi: İzdiham varsa Haceru'l-Esved'i uzaktan selamlayacak ve tavaf namazını da müsait bir yerde kılacaksın. Aksi takdirde sevap değil, günah kazanmış olursun denmeliydi.
Bu nedenle diyorum ki, hacca gitmemiş hocalarımız, haccı tam anlatamazlar. O kalabalığı, o izdihamı görmeyen, orayı resmedemez. Çünkü hac meşakkattir. Bu meşakkati de yaşayan bilir. Sanırım merhum Ali Ulvi Kurucu'nun hatıralarında okumuştum. Merhum Ömer Nasuhi Bilmen hacdaki meşakkati görünce yanındakilere, hacdan sonra ilmihal kitabımı yazsaydım, hac bahsini farklı yazardım demiş.
Merhum Bilmen haklı. Çünkü anlatım kolay ama uygulamada meşakkat var, o izdihamda hac ibadetini ifa etmek o kadar da kolay değil. Bu nedenle hacılara kolaylık sağlayan mezhebin görüşüne göre hareket edilir. Mesela bayramın ilk günü büyük şeytanı (Akabe Cemresini) taşlama, Hanefi ve Malikilere göre fecr-i sadıktan (tan yeri ağardıktan) sonra öğlen vaktine kadardır. Oysa Şafii ve Hanbelilere göre ise, bayram gecesi yarısından itibaren başlar. Bu görüşe riayet, kolaylık sağlıyor. Hacıların kahir ekseriyeti ve Türk hacıları bu görüşe göre hareket edip, Müzdelife'den doğruca Mina'ya geçip Akabe Cemresini taşlıyorlar. Böylece izdihamın oluşması önlenmiş oluyor.
Daha buna benzer çok meseleler var. Bunların çözümü çok kolay. Yeter ki buranın idaresi, İslam ülkelerinden oluşan heyete devredilsin. O heyet gerekeni yapar.
Gelecek yazımızda, biraz da manevi boyutuna değinmek ümidiyle... 
 

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
13Kas

Yemezler

07Kas
31Ekm
23Ekm
21Ekm
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.