HAK, HUKUK DERKEN NE ANLIYORUZ?


 HAK, HUKUK DERKEN NE ANLIYORUZ?

         Sık sık kullandığımız birçok kelime ve deyimi, eksik veya farklı, hatta tersi bir anlamda bile anlayabiliyoruz maalesef.

         Bunlardan biri de hak, hukuk kelimeleridir. Birçok insanın “ben hakka, hukuka riayet ederim” derken, bu kelimelerin kapsadığı tüm anlamları değil, bir kısmını, hatta sadece bir başkasının malını gasp etmemeyi,  ona fiili zarar vermemeyi kastettiğini görebiliyoruz.

         Oysa bu kelimeler sadece maddi haksızlıkları değil, aynı zamanda manevi haksızlıkları da kapsar. Zira tekil ve çoğul olan bu kelimelerin muhteviyatı (içeriği) çok geniştir.

         Mesela birçok insan; gıybeti, dedi kodu ve iftirayı, başkasının malının değerini düşürmeyi, dolaylı yollarla ticaretine engel olmayı, yalancı şahitliği, davayı kazanmak için yalanı, bile bile yalan yemini hak ve hukuk ihlali olarak görmeyebiliyor.

         Yine televizyon veya müzik sesini yükselterek veya yüksek sesle konuşarak komşusunu rahatsız ettiğini, bunun kul hakkına girdiğini düşünmüyor bile.

         Komşusunun üzerine halı ve sofra bezini silkelerken kul hakkını gasp ettiğini aklın ucundan bile geçmiyor.

         Binaların arasında bulunan açık düğün alanlarında müzik sesini açıp bangır bangır bağırtarak çevredeki binalara dinletmek kul hakkı olmuyor kendilerince. Gecenin geç saatlerinde, düğün değil sanki savaş varmış gibi havai fişek atarak çocuk, yaşlı, hasta demeden uykudan uyandırma ve çocukları korkutmanın da kul hakkına girdiğini kabullenmiyor. Çünkü düğün sahibinin talebini yerine getiriyor. Başkası rahatsız olmuş-olmamış hiç önemli değil. Bu hususta esas suçlu, bunları talep eden düğün sahipleridir. Çünkü istemeseler havai fişek atılmaz.

         Kamu malına, o kamudaki yöneticiye duyduğu kin ve nefreti veya kıskançlığı yüzünden zarar verdiği için bunu kamu hakkına tecavüz olarak değerlendirmiyor. Belki de böyle yaptığından dolayı bazılarından mükâfat bile bekliyordur.

         İmtihan sorularını çalıp kendi grubuna dağıtmayı, bürokrasi veya siyasetteki rakiplerinin özel hayatını gizlice çekip şantaj yapmayı kul hakkı ihlali olarak değil, aksine başlarındaki hoca kılıklı şarlatanın fetvayla bunu yaptıkları için cennete gireceklerine inanıyorlar.

         Yollara, kaldırımlara, parklara, parklardaki spor aletleri ile çocuk oyun gruplarına, ağaçlara, yeşile verdiği zararı zaten kamu hakkı olarak görmüyor.

         Arabasıyla seyrederken gereksiz yere klakson çalmayı, tehlikeli sollamayı, makas atarak diğer sürücüleri riske atmayı, süratli araç kullanmayı, araca patinaj yaparak kulak tırmalayıcı teker sesi çıkarmayı, uygunsuz yere–mesela kaldırıma veya dar bir sokağa- park yapıp yaya ve araç trafiğini engellemeyi de kul hakkı olarak görmüyor. Hatta uyaranla kavga edecek kadar da kendisini haklı görüyor.

         Sigara izmaritini, kullandığı peçeteyi, buruşturduğu sigara kutusunu, kuru yemiş kabuklarını, nerdeyse adım başı konulan çöp kovalarına atmayıp, kaldırım veya caddeye atmada bir beis görmüyor. Çöp poşetini evin balkonundan kaldırım veya yola fırlatarak çevreyi kirlettiği için o şehirde bulunan tüm insanların hakkına tecavüz ettiğini zaten akletmiyor.

         Bugün başta hastahaneler olmak üzere çok sayıdaki kuruluşlarımızda elektronik sıra uygulaması var. Lakin uyanıklık yapıp aradan giren veya biriyle torpil yapan da kul hakkı ihlal ettiğini kabullenmiyor. Oysa bunu yapan aynı insan, Avrupa’da herhangi bir ülkeye gittiğinde ip gibi sıraya giriyor.

         Şimdi soruyorum; insanımız hak, hukuk kelimelerini kapsadığı anlam bütünlüğü içinde kavrayıp inansaydı, yukarda bir kısmını saydığım haksızlıkları yapabilir miydi?!

                                                                           

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
09Ekm
01Ekm
25Eyl
17Eyl
21Tem

Hemen Anlaşılmalıydı

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.