KAYBEDİYORUZ DOSTLAR!


           Asli özelliğini, onu o yapan, ona kimlik kazandıran vasfını kaybeden her şey artık kendisi değildir, şeklen ve resmen benzese dahi.

            Bu husus insanlarda çok daha bariz olarak görünür. İnsan selim fıtrat üzere halk edilmiştir. Bu fıtrata göre davranırsa eşref-i mahlûk (yaratıkların en şereflisi), aksi davrandığında da esfel-i safilin (aşağıların aşağısına) dönüyor.

            Dinimiz fıtrat dinidir. Aşırılığı da, kötü, kaba ve çirkinliği de asla kabul etmez. O insandan, insanca yaşamasını, başta insanlar olmak üzer tüm diğer varlıklara ve çevresine faydalı olmasını ister.

            Batı ile aramızdaki en bariz fark; Batı kanunlarda belirtilen hususları vatandaşlık görevi olarak yapar. Allah rızası çok da akla gelmez. Kanun korkusu ön plandadır. Biz Müslümanlar ise, inandığımız ve inancımızın gereği olduğu için faydalı işler yapar ve karşılığını Allah’tan bekleriz.

            Mesela dinimizde “insanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır” ve “Müslümanların en faziletlisi, başkalarının elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir” gibi temel ilkeleri vardır ve her Müslümanın bu ilkelere uyması şarttır. Yine “iman yetmiş küsur derecedir. En üst derecesi la ilahe illallah, en alt derecesi yoldaki bir engeli kaldırmaktır” hükmü gibi temel bir inancımız vardır.

            Günümüz Müslümanlarında bu ilkeleri göremiyoruz. Yolları, kaldırımları işgal eden onlar, komşularını rahatsız eden, çevreyi tahrip eden yine onlar. Batı’da bunları göremezsiniz denilebilir.

            Bunun doğruluk payı vardır. Zaten ben de ondan dolayı yazıma bu başlığı seçtim.

            Kahvelerin, taziyeevleri ve statların önü ve çevresi, yollar ve kaldırımlar, parklar ve yeşil alanlar sigara izmariti, boş sigara paketi, kullanılmış peçete ve yemiş kabuklarıyla kirletiliyor, yanı başlarında çöp kutusuna rağmen. Işıkta duran şoför küllüğü yola döküyor.

            Şimdi oradan biri çıkıp şöyle derse; işte Avrupa’da bunu göremezsin. Hemen ihbar ederler ve polis de cezasını keser. Ben de ona derim ki, senin Avrupalıdan eksiğin ne? Aklın mı yoksa bilgin mi? Sen neden öykündüğün Avrupalı gibi yapmıyorsun?

            Emekli bir büyükelçimiz anlatmıştı:

            Bir Avrupa ülkesinde görevliydim. Gece kar yağdı. Sabah saat dokuza doğru kapım çalındı. Açtım yan komşumdu. Bana, “galiba bilmiyorsunuz. Kapınızın önünü temizlemeniz gerekir. Buradan geçen birine bir şey olursa tazminatının altından kalkamazsınız dedi. Ben de bizdeki klasik tepkiyle, “Belediye ne yapıyor” dedim. Komşum, hayır bu bir felakettir. Belediye her yere ulaşamaz. Bu nedenle kanunda bu hususu belirtmişiz dedi. Ben de kapımın önünü bir güzel temizledim.

            Osmanlıda, kişi kapısı önündeki buzları temizlemez ve oradan geçen biri ezkaza düşüp ayağını kırarsa, onun tüm masrafları ve çalışamadığı süredeki nafakasını o adam karşılardı. Çünkü insanlara faydalı olma sorumluluğunu yerine getirmemiştir. Batı bizim iyi hasletlerimizi kanuna bağlamış ve bugün medeni toplum olarak kendisini sunuyor. Oysa ecdadımız onlarınkinden çok daha iyisini, hem de Allah rızası için yapmıştır.

            Bir kar yağdığında, adam evinin önünü temizlemez. Bir de neden temizlenmemiş diye isyanları oynar. Oysa evinin önünü temizleyerek hem kendisine ve hem de insanlara faydalı olup sevap kazanmak gibi bir sorumluluğu varken, nerde belediye diye verip veriştirir. Oysa dünyanın hiçbir yerinde, kar yağışının sabahı her tarafın kardan temizlendiğini göremezsiniz. Çünkü bu kadar araç ve elaman bulunduramaz ve bulundurması da rantabl (verimli) değildir. Ülkemizde uzun süre kalmış, içimizdeki hainlerle iş tutmuş ve yöneticilerimize hakaretler yağdırmış bir Azeri gazeteci, “Newyork'ta kar yağdı evde esir kaldık” diye paylaşımda bulundu. “Nerde belediye, Amerika sınıfta kaldı” diye tek kelime etmiyor. Türkiye'de olsaydı artık hezeyanlarını varın siz hesap edin. Demek ki dünyanın her yerinde de benzeri durum var.

            Maalesef adam dükkânın önündeki iki metre karelik kaldırımının temizlenmesini bile belediyeden bekleyen esnafımız var. Ben, camide sabah namazını kıldıktan sonra dükkânını açan hayırhah esnafımızın zamanından değil, bundan çok değil, otuz sene önceden bahsediyorum. O zaman da herkes dükkânının önünü temizlerdi. Temizlemeyene de, “sen hiç dünya görmemiş misin, bu ne hal?” denir ve kınanırdı. Allah’a şükür bugün hala esnafımızın kahir ekseriyeti bu güzel kültürümüzü yaşatıyor. Mevla’m sayılarına bereket versin diye dua ediyorum.

            Şu an geldiğimiz nokta bize şunu açıkça gösteriyor ki, bizdeki iyi hasletlerin kayıp gitmesini engellemek için eğitime büyük önem vermeliyiz. Bu konuda belki de en büyük görev sivil toplum kuruluşlarına düşmektedir. Osmanlıyı ayakta tutan vakıflarla sivil toplum kuruluşları yani ahilik gibi teşkilatlardı. Bütün bunların Avrupa'daki gibi kanunlarla desteklenmesi de gerekir.

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
17Eyl
21Tem

Hemen Anlaşılmalıydı

06Tem

Gidiş nereye?

30Haz

Sonuçların Değerlendirilmesi

23Haz
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.