YALAN VE İFTİRA


          Kişi, dinin gereklerine uymak zorunda olduğunu bilir. Uymadığında, içini kemiren bir duygunun her daim kendini huzursuz ettiğini de bilir. Yani önünde iki yol vardır; ya dinin gereklerine uyup mesut olmak veya uymayıp huzursuz olmak.

          Bu husus Müslümanda daha belirginbir hal alır. Çünkü İslamın prensip ve ahlaki kurallarına uymadığında, bu dünyada da cezasını çekeceğini, burada olmasa bile Ahirette kesinlikle çekeceğini bildiği için uykuları kaçar. Eğer uykuları kaçmıyorsa, o şahsın İslamla alakası isimden öteye geçmez.

          Hal böyle olunca bir Müslümanın, konumu ne olursa olsun, ne makamda bulunursa bulunsun, hangi görev veya işi yaparsa yapsın, en başta unutmayacağı şey İslam kimliğidir. Bunun gereği ne ise ona göre hareket etmek gerektiğini çok iyi bilir veya bilmek zorundadır.

          Konu bakımından her meslek ele alınabilir ama ben önemine binaen medyadan bahsetmek istiyorum.

          Maalesef bugün medya ve çalışanlarının büyük bir kısmı, ne inancınauyuyor, ne de mesleğinin etikkurallarına. Yalan, yanlış, iftira demeden kulağına her üfleneni, her duyduğunu çekinmeden yazıyor.

          Meselabir kısım ulusal ve yerel medyada, hele hele sosyal paylaşımlarda (facebook, twiterv.s.) iftira ve yalan sıradanlaşmış. Adamda Allah korkusu yok. Kul hakkı aklının köşesinden geçmez. Tek hedef ve düşüncesi reyting ve tıklanma rekoru kırmak. Buna varmak için her yol caiz ve herkesi karalayabilirim düşüncesinde. Oysa bu reyting ve tıklanma onun seyyiat (günah) hanesine bir bir yazılıyor da haberi yok cahilin.

          Eğer Allah korkusu, hesap verme endişesi olsaydı, ellerindeki gazeteyi, televizyonu, sosyal hesabı bir silah gibi kullanarak haysiyet cellatlığı yapabilirler miydi? Asla.  Fakat kanunların boşluğundan yararlanarak,“çamur at, tutmazsa izi kalır” hesabı karşısındaki insana her türlü yalan ve iftirada bulunuyor. Mahkemelikolunca veya yalanı ortaya çıkınca da, küçük bir tekzip yazısıyla işin içinden sıyrılıyor.

          Kanunen belki kurtarıyor ama uhrevi sorumluluğu bitmiyor, ta ki sahibi gönülden hakkını helal etsin. Çünkü haberi, paylaşımı, yorumu okuyan veya dinleyenlerin ekseriyeti tekzibi görmemiş veya duymamış olabilir. Zaten gazeteci, yorumcu veya paylaşımcının amacı tam da budur.

          Müslüman kimliğe sahip bir medya mensubunun yalan ve iftirayla işi olmaz. Ben gazeteciyim, ben televizyoncuyum. Bana kaynağım bu bilgiyi verdi. Medya biraz da böyle bir şey deyip işin içinden sıyrılamaz.Çünkü Hucurat Suresi 6. ayette: Ey iman edenler, eğer size bir fasık bir haber getirirse onu iyice araştırın….buyuruluyor. Bir Müslüman bu ayet beni bağlamaz diyebilir mi?

          Bana, medyaylaİslamın ne alakası var,camide vaaz mı ediyoruz be adam, diyen olabilir? Onlara, bal gibi var ve vaizİslamın kurallarına nasıl bağlıysa, sen de öyle bağlı olacaksın kardeşim derim.Çünküİslam senden hiç ayrılmıyor. Sen başıboş bırakılmış (en yutrake suda) değilsin.

          Benim bu naçizane uyarım elbette “elhamdülillah ben Müslümanım” diyen gazeteci, yazar, çizer ve yorumcularadır. Zira    Müslüman, elinden ve dilinden emin olunan kimsedir. Unutmayalım!Mekkeli müşriklerPeygamber Efendimiz’eMuhammedu’l-Emin (Güvenilir Muhammed) demişlerdi. Biz böyle bir Peygamberin ümmetiyiz. Bunun şuurunda olan bir basın mensubu nasıl iftira edip yalan söyleyebilir?

                                                                                                       

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
17Eyl
21Tem

Hemen Anlaşılmalıydı

06Tem

Gidiş nereye?

30Haz

Sonuçların Değerlendirilmesi

23Haz
  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.