Geçmişi ile bağrışan değil, barışan bir nesil; Fatih…


Her yıl 29 Mayıs günü, 29 Mayıs 1453 tarihinde Fatih Sultan Mehmet Han tarafından İstanbul’un fethedildiği yazıldığı için çoğu kimseler tarafından hatırlanan bir gündür.  Hatırlamaya yönelik hareketler de birkaç gün ya sürer, ya sürmez. Peki, İstanbul’un fethi ile alakalı olarak akılda ne kalır, hayatımıza ne yansır, davranış kalıbımızda- tutumumuzda neler değişir, okul müfredatlımızda yeterince bize ne verilir, 29 Mayıs kutlamanın önüne geçerek hayatımızın bir parçası olur mu? Ya da şimdiye kadar ne oldu, ne olmalı?
Daha bunun gibi onlarca sorular sorulabilir ve kendi kendimizle hesaplaştığımızda da sınıfta kalırız. İstanbul’un fethini ne kadar biliriz, Fatih Sultan Mehmet Han’ı ne kadar tanırız, hangi sözlerini biliriz, hayatını içselleştirerek okuyabildik mi, ya da okuyabiliyoruz mu? Ya da şimdiye kadar ne oldu, ne olmalı?
Bu soruları daha arttırıp kendi kendimizi imtihan edebiliriz?
İstanbul’un Fethinden ne anlıyoruz, fetihten ne anlıyoruz, yazıdan öte İstanbul nedir, neden İstanbul önemlidir, İstanbul’a bu kadar neden önem veriyoruz, Resulullah sav neden İstanbul’a bu kadar önem vermiş, Ebu Eyyüb-el Ensari kimdir-  sadece İstanbul’da isminin verildiği bir türbe midir? gibi daha onlarca soruları yukarıdakilerle birleştirip kendimizi hem imtihan etmeliyiz, hem de tecdit etmeliyiz.
Ülkemizde ulusal ve uluslararası düzeyde kutlanılan birçok özel anlamlı gün ve haftalar var. Bu kadar yoğun bir ajandayı ne beyin taşır, ne de akılda kalır. Bazen insan kendisi ile alakalı olmayan bu günlerde ne kadar tarihi ve kültürel emperyalizmle birlikte ekonomik baskının altında hisseder. Anneler günü gibi… Kuran-ı Kerimde Yüce Allah’ın ayetleri, Resulullah’ın o kadar güzel Hadisi Şeriflerine rağmen birçok konuda olduğu gibi Avrupa’nın anneler gününü taklit ederiz. Zira taklit tahkike dönüşmezse insana yük olur, belki de gösterişte kalır.
Bunun dışındaki anlamlı gün ve haftalar günlük faaliyetler ve ekonomik harcamaların ötesine geçmez. Bazı günler bizi ilgilendirmez, bazı günlerden haberimiz olmaz. Bazı günlerin oyuncuları ise hep aynıdır, nedense hep onlar konuşur ve bu günleri kutlayanlar sınırlı ve aynı kişilerdir. Bazen de bu günü kutlayanların çoğu sadece klavye kahramanı olur. Döktürüverir fotoğrafları ve sözleri, yapılanlar da sözde kalır.
Ama gelelim kendimize, özel anlamlı günlerimize. Bu günleri anlamlandıran olaylara, hadiselere, mümtaz şahıslara…
Cennet mekân Yavuz Sultan Süleyman’ı eleştirir olunmuş, Padişah Vahdettin’e vatan haini damgası vurulmuş, Sultan Abdülhamit’e Kızıl Sultan denilmiş,  Avrupa sınırlarını zorlayan Kanuni Sultan Süleyman saraydaki cariyeler ve hatunlarla beyinlere kazındırılarak fitne uyandırılmış. Daha bunun gibi yalan yanlış, iftira, yönlendirilmiş, düzmece onlarca, yüzlerce bilgiler.
 Tarihimizi Yahudiler, Avrupalılar, Çinliler yazmış… Yalan söyleyenler, yalan söyleyen tarih utansın. Tükürün Müslümanın tarihine leke sürenlere, tükürün Türkün tarihindeki kahramanlıkları; Malazgirt’i, Çanakkale’yi, 15 Temmuzu, Fırat Kalkanını, Zeytin dalını görmeyenlerin arsız ve yağmur yağdı diyenlerin yüzüne!  Tükürün…
Tükürün Bedrin Aslanlarını, tarihe güzellikleri altın harflerle yazan Türk Devletlerinin ki- Türklük İslam’la bağdaştır-, Selçuklunun, Osmanlının tarihe altın çağ açan ve insanlık dersi verenleri görmeyen mimsiz medeniyetin, kendi peygamberlerini öldürenlerin, kendi dinlerini tahrif edenlerin, Yahudi’nin, komünizmin, haçlının, Kudüs’e saldıranların, ABD’nin yüzüne en içten gelen haklılığınız ve kininizle tükürün, tükürün o alçakların yüzüne, tükürün!!!
Tükürelim ama tarihimize de sırtımızı dönmeyelim, tarihimizle bağrışmayalım. Tarihimizi karalayanlara, tarihimizi gölgelendirenlere asla müsaade etmeyelim. Tarihi savaşla yazan bizsek, kalemle de tarihimizi kendimiz yazalım. Çünkü tarih yazmaya başladık. Bu tarih geçmiş ile kopuk, kavgalı ve bağrışan halde olmamalıdır. Çünkü tarih; hayattır, canlıdır, hafızadır, bitmeyen ömürdür, silinmeyen altın harflerdir, devasa bir kaynaktır ve tarih her iki cihana vesile olacak bitmeyen bir mirastır.
Gelelim hayatının her aşaması ayrı olan ve yazılması, okunması, örnek alınması, yaşanması gereken II. Mehmet’e, Yani Fatih Sultan Mehmet Han Hazretlerine…
Yaşı daha küçüktü, ama yüreği, inancı büyüktü ki bu büyüklükle babasına adeta mantık öğretti. Yaşı küçük olsa da, inancı ve azmi büyüktü. Fatih Sultan Mehmet, Resulullah sav övgüsünü alarak İstanbul’u fethetmek isteyerek güzel, iyi, örnek komutan olmak istiyordu. Sultan Fatih, imanı ve inancıyla ey İstanbul! Ya Sen Beni alırsın ya da Ben, Seni diyordu. Davası büyük olanın savaşı da büyük olmalıydı. Düşman yüz bin olmuş, Fatih Sultan Mehmet Han ise yirmi bin! Ne fark eder mesele inançta ve kalitede değil miydi? Sultan, Aşere-i Mübeşşereyi, Otuz dokuz ve kırkla Hz. Ömer ve Hz. Hamza’nın ne anlama geldiğini biliyordu.
Sultan Fatih kılıcının gücünün imanına, inancına dayandığının farkındaydı. O cenk için gayret göstermiş, ilim ve irfan alemini unutmamış, dua alarak tevekkülü göz ardı etmemişti. Ve İstanbul zor şartlarda olsa da fethedildi. Tarihteki olaylara savaş denilmesine rağmen İstanbul Savaşı denilmedi, İstanbul’un Fethi denildi. Çağ kapandı yeni bir çağ açıldı, devlet artık İmparatorluk olarak ilan edildi…
İstanbul’un Fethinde Ulubatlı Hasanlar tarihe yazıldı. İslam’ın hürriyete ve adalete verdiği önem bir daha kendini ortaya koydu. Ve İstanbul 29 Mayıs 1453 yılında fethedildi. Bugün fethin 565. günü. Bu fetih hep yaşayacaktır.
Biz toplumu kurtarmak için Fatihler, Yavuzlar, Kanuniler bekliyoruz ama asıl Fatihleri… doğuracak analara ihtiyaç var. Analarımız, kızlarımız Fatih’i doğurmanın neresindedir? Doğan çocuklarımız hayat itibarı ile ne kadar Fatih şuurunda! Bizde Fatihler, Yavuzlar, Kanuniler, Sultan Abdülhamitler, Malhun Hatunlar, Mehmet Akifler hiçbir zaman bitmedi. Biten ise inancımız, şuurumuz, neyime nazımcılığımız, havaleciliğimiz, bayrağa ve vatana olan samimiyetimizin ne seviyede olduğudur. Fetih ruhumuz yeniden doğsun, kendimize gelelim, kendimizi yenileyelim. Bu vesile ile merhum Fatih Sultan Mehmet Han’ı, askerlerini, tebasını rahmet ve dua ile yad ediyorum. Allah şefaatlerinden mahrum etmesin diye dua ediyoruz.
Ne diyor 2009 yılından beri İdareci ve Bürokratlar Birliği Derneği; geçmişi ile bağrışan değil barışan bir nesil, kardeşlik sınır tanımaz, önce samimiyet-sadakat- güven-vefa- hürmet, cemiyet olarak Hılfıl Fudül-Ahiler ve loncalar, koltuğa yapışan değil, yapışan olmak, koltukların şekil verdiği değil koltuğa şekil veren, hesabi değil hasbi… işte bunlar sağlam karakter ve tarih ile barışmanın yolları…
DEĞİŞMİŞ HALİ...
Ne diyor 2009 yılından beri İdareci ve Bürokratlar Birliği Derneği; geçmişi ile bağrışan değil barışan bir nesil, kardeşlik sınır tanımaz, önce samimiyet-sadakat- güven-vefa- hürmet, cemiyet olarak Hılfıl Fudül-Ahiler ve loncalar, koltuğa yapışan değil, yakışan olmak, koltukların şekil verdiği değil koltuğa şekil veren, hesabi değil hasbi… işte bunlar sağlam karakter ve tarih ile barışmanın yolları…

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
02Haz
08May

Seçim, seçin, geçim…

11Nis

Liman mı, limon mu? Lima(o)n…

24Mar

BENZER MUHAREBELERİN SIRRI

10Mar

TERÖR-İST

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.