YERLİ MALINDAN ZEYTİN DALINA


Yerli malı dendiğinde birçoğumuzun aklına ilkokul, yani çocukluk yılları gelir.
Hakkında ayrıntılı bilgiye sahip olmadığımız yerli malı haftasında heyecanla, telaşla koşuşturur, bir noktada, ev ürünlerini okula taşırdık. Pastalar, börekler, çerezler, meyveler mide ve lezzet adına aklımızda kalanlar. Yerli malı, kendi ürettiklerimiz ve birlikte paylaştıklarımız da bugüne bizimle gelenler… Hani küçük bir bayram desek belki de yerinde olur.
Önemli gün ve haftalarda düşünce, faaliyet, süreklilik adına görülen eksiklikler, yanlışlıklar yerli malı haftasında da yapılıyordu. Sanki yerli malı haftası ilkokulda yapılır gibi dar bir düşünce ve anlayış vardı. Ortaokul, lise, üniversite dönemlerinde yerli malı ve yerlilik öğrencilik dönemi adına neden kısıtlanmıştı ki?
Oysa yerlilik, millilik kreş ve anaokulu çağından ötesi olan ve giderek fonksiyonları zayıflayan aile yapısı içerinde başlatılarak nesilden nesile bir miras olarak yaşatılmalı ve içselleştirilmelidir. Yerli malı haftası sadece öğrenci ve öğretmenlerin olmamalı, dar bir kalıba sıkıştırılmamalıdır.
Yerli ve millik başlı başına milli bir devlet politikası olmalı ve hayat tarzı haline getirilmelidir.
Yerlilik sınırlı tutulmamalı, zorunlu ürünler hariç birçok alanda yerli ve milli olarak aynı zamanda ithalatın önüne geçilerek dışa bağımlılık azaltılmalıdır.
Yani yerli malı ilkokul dönemi ve sadece yiyeceklerle sınırlı kalmamalı, milli duruş, yerli malı teşvik edilerek devlet bu konuda özendirici faaliyetleri üzerine düşerek yapmalıdır.
Önemli gün ve haftaların milli olmayışı, gün ve haftaların başka milletlerden başlayan bir olgu olması da belli gün ve haftaların etkilerinin az olmasında payı var da denilebilir. Yerli malı haftasının 1946 yılından beri, yani ikinci dünya savaşından beri kullanılan bir hafta olduğunu belki de toplumun birçoğu bilmiyordur. Bir nokta da yerli malı haftası ne kadar yerli ve milli tartışılabilir.  Bu haftanın adı da artık resmi adıyla Tutum, Yatırım ve Türk Malları haftası olarak kutlanıyor.
Yapılabilir mi, mümkün mü, örneği var mı?
Evet yapılabilir, mümkün, özellikle de Zeytin Dalı Harekâtından Fırat Kalkanı Harekâtına kadar savunma sanayinde, savaş aletlerinde, iha-siha, tank, tüfek gibi… alanlar da en güzel örnektir.
Terör örgütleri değişik isimler altında PKK,  PYD, YPG, DAEŞ..  Türkiye’de, komşu ülkeler olan Suriye ve Irak başta olmak üzere, Arap Baharı ve BOP safsatalarıyla ABD, AB Ülkeleri, İsrail, Rusya, İran gibi ülkelerin de hesabi destekleri ile savaştan beter bir tablo ile insanlığı aratır haldeydiler. Daha sonra İran ve Rusya birlikte hareket etmeye başladılar. Türkiye’yi savaşa çekme ve sınırlarımızın işgali adıa oyun içerisinde oyunlar oynanıyordu.
Gerek operasyon gerekse çatışmalarda PKK'lı teröristlerle mücadele eden güvenlik güçlerimiz 31 yılda bin 466'sı geçici köy korucusu olmak üzere 7 bin 230 şehit vermiş, 21 bin 128 kişi yaralanmıştı.
AA muhabirinin emniyet verilerinden derlediği bilgiye göre de güvenlik güçlerimiz gerek şehirde gerekse kırsalda 31 yıldır süren uzun soluklu mücadelede 22 bin 374 terör örgütü mensubu etkisiz hale getirilirken, bin 480 terörist yaralı olarak yakalanmıştı. Mala gelen zarar ve mücadeledeki zayiat da cabası.
Bundan önceki senelerde dışarıdan alınan savaş teçhizatlarına, aletlerine, sihalara, askeri yatırımlara, sosyal ve kalkınma programlarına, terörle mücadelelere rağmen bu kadar kayıp nedendi, neden istenilen düzeyde bir başarı sağlanamıyordu, terörün sonu gelmiyordu?
Avam tabiri ile ifade etmek gerekirse; Türkiye askeri ihtiyaçlarını ABD; İsrail, Almanya gibi ülkelerde alıyordu. Bu ülkeler de terör örgütlerini haberdar ediyordu. Ordudaki hainler, PKK ve bu devletler ile işbirliğinde teröristler korunuyor ve teröristlerin olmadığı boş araziler bombalanıyordu.
Birçok alanda uyanan, yatırım ve kalkınmada büyüyen, gelişen, mazlumların umudu ve ümidi olan Türkiye ne zamanki askeri alanda dışa bağımlılığı keserek askeri alanda da milli politika izlemeye başlayınca galibiyet kaçınılmaz oldu. Feto Darbe girişimiyle de askerdeki ur, pislik  ordudan atılınca kahraman ordumuz kendine gelerek darbecilere ve terör örgütlerine karşı milli ve imanlı duruş sınırlarımızda devam etti. Birçok kesimin Türkiye başaramayacak dediği Fırat Kalkınma Harekatı milli askeri politika ve birlik ve beraberlik anlayışına dayalı bir duruş ile eskiden biraz farklı düşünen AB Ülkeler Amerika ile birleşerek AB_d oldu ve İsrail’in çıkarları için çalışmaya başladı ve sınırda Türkiye’yi rahatsız etmeye başladı.
Türkiye imanlı ve vatanperver bir duruşla, milli bir askeri politika ile zeytin dalı dedi. Zeytin dalı dosta güven ve el, düşmana korku olmaya başladı. Ve Türkiye her ne kadar PKK, YPG, PYD, DAEŞ… ile mücadele ediyor görünse de aslında Türkiye, AB-D,İsrail ile savaşarak galip geliyor. Haçlılıra hilal galip geliyor.
Afrin’de “…Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela..” ile Bedir, Malazgirt, Çanakkale’yi hatırlatan ruh ve fotoğraflarla tarih kendini sanki yeniliyordu.
İşte yerli malı, milli duruş, inanış, iman, bayrak aşkı…İşte Afrin…
Devlet, millet, millilik, Müslümanlar, İslam, STK’lar; İdareci ve Bürokratlar Birliği Derneği orada…

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
02Haz
08May

Seçim, seçin, geçim…

11Nis

Liman mı, limon mu? Lima(o)n…

24Mar

BENZER MUHAREBELERİN SIRRI

10Mar

TERÖR-İST

  • Ana Sayfa
  • Günışığı Gazetesi web sitesi, BETA aşamasındadır. Çok yakında tüm özellikleri ile sitemizi kullanabileceksiniz. Beta sürümde sadece haber ve köşe yazıları gibi içerik modülleri aktif edilmiştir.